Beddua Ne demek? Ayet ve Hadislerle Beddua
Birinin başına kötü şeyler gelmesi için yapılan duaya BEDDUA denir.
Farsçada “kötü” anlamına gelen “bed” ile arapçada “dileme, isteme” anlamına gelen “dua” kelimelerinden bir bileşik isim olan beddua birinin bir zarara uğraması, kendisinin, bir yakınının yahut malının başına bir felaket gelmesi İçin dilekte bulunmak demektir.
Dinin zulüm ve haksızlık saydığı geçerli sebeplere dayanması şartıyla beddua etmenin caiz olduğunu gösteren âyet ve hadisler vardır. Nitekim müfessirlerin çoğu “Allah kötü sözün açıklanmasını sevmez; ancak zulme uğrayanlar hariçtir” (en-Nisâ 4/128) mealinde âyetin zalimlere beddua etmeye izin verdiğini belirtmişlerdir. Ayrıca Hz. Peygamber de İslâmiyet ve müslümanlar aleyhindeki faaliyetleriyle tanınan bazı müşriklere beddua etmiştir. Bu hadislerden birinde bildirildiğine göre Rasûlullah, müşriklerin ileri gelenlerinden Ebû Cehil, Ümeyye b. Halef, Utbe b. Rebîa, Şeybe b. Rebîa ve Ukbe b. Muit’in de içinde bulunduğu yedi kişi hakkında beddua etmiş ve hadisin râvisi İbn Mes’ud’un bildirdiğine göre bu kişilerin hepsi Bedir Sava-şı’nda öldürülmüş, böylece Hz. Peygam-ber’in bedduası yerini bulmuştur (Müsned, 1, 393-397)
Özellikle mazlumun bedduasının kabul olunacağına dair bazı hadisler vardır. Nitekim hemen bütün hadis kaynaklarında yer alan bir hadise göre Rasûlullah Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak gönderirken, bazı görevlerini sıraladıktan sonra “Mazlumun bedduasından sakın! Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur” diyerek zulüm ve haksızlık konusunda onu uyarmıştır (Buhârî, Mezâlim, 9). Hz. Peygamber, bizzat kendisi de mazlumun bedduasını almaktan Allah’a sığınmıştır (İbn Mâce, Dua, 20).
Bununla birlikte beddua Hz. Peygam-ber’den en az duyulmuş olan sözlerdendir ki, bu durum, İslâm ahlâkında af ve ihsana adaletten daha çok önem verilmesinden ileri gelir. Bunu gösteren âyetlerden birinin meali şöyledir: “Bir kötülüğün karşılığı, onun dengi bir kötülüktür; yine de bir kimse bağışlar ve (böylece) İyilik yolunu tutarsa, işte bu, muhakkak ki büyüklere yaraşır yüce davranışlardandır” (eş-şûrâ 42/40). Hz. Peygamber’in de, genellikle müşrik düşmanlarına beddua etmek yerine onların hidayete ermeleri için dua ettiği bilinmektedir (Buhârî, Daâvat, 59).
İslâm bilginleri, müslümanların olur olmaz sebeplerle birbirleri aleyhine beddua etmelerinin İslâm ahlakıyla uyuşmayacağına dikkat çekmişlerdir. Hatta bilhassa mutasavvıf ahlâkçılar bedduanın tasavvuf? edeple bağdaşmadığını belirtirler. Nitekim Gazzâlî, tevekkül ehlinin uyması gereken kuralları (âdap) sıralarken, bunlardan birinin de malı çalınan kimsenin hırsıza beddua etmekten kaçınması olduğunu, beddua ederse tevekkülünün batıl olacağını ifade etmiştir (ihya, IV, 283).
BENZER KONULAR:
